Kütür-Küfür-Karala:6

“İnsan canlıyken kendinden bile çok önemsiyor camdan yapılma hayalleri. Sanki aynalardaki yansımalar kendininmiş gibi düşünüyor. Bu aldanışa kapılan her insan, kendinden önce bir-çok kişinin yatağı olmuş sıradan bir tabutta öğrenecek işin aslını. Ancak sorun şu ki; ışık orada asla yanmayacak. Tek aynası ise dünya hayatı. Hayatı ve kendini fazlaca önemsediği için pişman olacak. Yeni bir sorun daha peydah olacak hiç-yoktan. Günahlardan, tabutlardan…”

// “Kütür-Küfür-Karala:6” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:5

“Çok erken yaşadım bazı şeyleri. Bazı şeyler ne gibi şeylerdi? Düşünmesi yaşamasından çok fazla sürüyordur belki.

Hayatı sevdim, ölümü sevdim. Ağzımda tat bırakan her şeyi, güldüren ve ağlatan tüm hisleri, yaşam yokuşunda sırtıma aldıklarımı ve çelme takarak en başa ittiklerimi… Sevapları, günahları, dünya ve ahiret yaşamını da sevdim. Bir kadın sevmekle sona erdi sevmek her şeyi.

Hiç sevmedim.

Çok geç öğrendim bazı şeyleri. Bazı şeyler ne gibi şeylerdi? Yaşaması düşünmesinden çok fazla sürdü gerçi.

Münker ve Nekir sorguya çekerlerse beni, hiç tereddüt etmeden vereceğim ismini. Hem ölmüş biri için ispiyon kötü bir şey mi? O bile belli değil ölmeden henüz. Başka bir kadını sevmekle başladı tekrar her şey.

Üstelik bu kez hiç ölmedim.”

// “Kütür-Küfür-Karala:5” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:4

Cehennemi hak ettiğimi düşünüyorum. Tükettiğim onca alkolden değil. Yattığım onca kadının yüzünden değil. Kapımın önündeki yavru kediye bir kase süt vermediğim için. Çok günaha girdim ben, çok yasak deldim geçtim. Tanımadım hiç devleti, kanunu, hiçbir peygamberi. Tüm bu olanlardan daha beter bir durum içindeyim. Pişmanlık duymuyorum ki, bu çok daha fazla acı veriyor bana. Bil ki bu satırları yazmak kolay değil. Kaç saat bekledim şu an içtiğim rakının soğumasını.

Cehennem benim mekanım, biliyorum. Ettiğim onca küfürden değil. Öldürdüğüm onca masumdan değil. Yeni doğmuş bir bebeğe gülümseyemediğim için. Kul hakkı diye bir moda var şimdilerde. Hiç kimseye bırakmadım, hepsini tek başıma yedim. Bencil davrandım hep. Dünyanın tamamını kendime ait sandım. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Kurduğum şu koca dünyamda hep yalnız başımayım. Bil ki bunları itiraf etmek kolay değil. Damarlarıma enjekte ettiğim bu uyuşturucuyu hazırlamak kaç saatimi aldı kim bilir…

Cehenneme kafadan gireceğimi düşünüyorum. Hiç gönül almadım. Üstelik kaç gönül sattım hesabını bile tutamıyorum. Aşk orospusu yaptı bu hayat beni. Bir-çoğunuz bunu sanat sanıyorken hem de. En kötüsü ne biliyor musunuz? Tüm bunlara rağmen bir-kaç kez başka başka insanları sevdim. Hiç sevmediler beni. Haklılardı da zaten. Neyse dedim, geçtim bunları. Öldürmem gerekiyordu kendimi. Fiilen gerçekleştiremedim ki, sırf bu yüzden yazıyorum. Kendi satırlarımda boğun lütfen beni. Bilin ki hiç kolay değil, yirmi küsüratlı bir hayat geçmişimde kurtarmak, her yeni günde ölen beni…

// “Kütür-Küfür-Karala:4” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:3

Kendimle yalnız kaldığım anlarda, aslında hiçbir zaman tam anlamıyla yalnız kalmıyorum. O fısıltılar, gözümün önüne gelen görüntüler, içtiğim sigaraların hışırtısı, koltuğumun gıcırdaması falan, hepsi boktan şeyler olmasına rağmen hayatımın birer parçası oldu artık. Geniş bir kapının eşiği gibi hissediyorum kendimi. Gelenin, gidenin haddi hesabı yok. Sadece görevimi yapıp, buyur ediyor veya yolcu ediyorum. Kim olduklarını, ne olduklarını kafaya fazla takmadan. Hayatımı bir kapı eşiğine dönüştüren şey, neyin peşindeyken yakalamıştı beni? Anımsıyamıyorum.

Her şeyim birbirine girmiş durumda. Sabah uyanıp okula gitmeye kalkışır haldeyken, gizlice sigara içer halde buluyorum kendimi, üstelik kendi iş yerimde. Kendi arabamı, babamdan kaçırırcasına heyecan duyarak giriyorum virajlara. Hiç tanımadığım bir kadınla buluşmaya giderken, camide buluyorum mesala kendimi. Eski arkadaşlarımla buluşacakken otobüse atlayıp, bilmediğim bir şehirde uyanıyorum. Tüm iyi niyetimle kıbleye doğru yönelmişken bir bakıyorum tahtakurusu kokan bir birahanedeyim. Herhalde kerhane olmasından iyidir bu. Allah affetsin. Yine de ben olsam affetmezdim kendimi.

Yalnız kaldığım anlarda delirecek gibi oluyorum. Bu delirecek gibi olmalar ve yalnız kaldığım anlar git-gide artmakta. Hayatımı yaşanamaz bir hayata çevirmeyi kaç yaşında, kimden öğrenmiştim acaba? En yakın arkadaşlarım üst mevkilerde bir yerlere tırmanmaya gayret ediyorlarken, neden hâlâ gecenin bir yarısı fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunu duymak için dolaşıyorum sokaklarda, bu karanlıkta?

Bazen deliriyorum gibi oluyor. Sonra farkına varıyorum ve rahatlıyorum. Zaten deli olduğumun. Ben de olmasam, hiç çekilmez yalnızlığım.

Zamanla geçiyor. Geçmese de zaman geçiyor. Biliyorum.

Durun!

Belki de bilmiyorum. Siz olsanız bilir miydiniz?

// “Kütür-Küfür-Karala:3″ – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:2

Bir kadını ağlatmıştım, hatırlıyorum. Belki de en çok o seviyordu beni. Gözyaşları yanaklarından aşağıya doğru süzülürken, adımı yazıyordu akan yaş sedefli yanaklarına. Elimi tuttuğunda tüm iyilik iksirlerinin kalbime pompalandığını hissediyordum oysa. Tenine her temas edişimde daha da güçleniyordum sanki. Kötü olmadığım halde iyileşiyordum. Hiçbir zaman kötülük karşısında dişli bir rakip olamadım ki zaten.

Bu arada yıllar bu kadar çabuk mu hayatımın dikiz aynasında kalıyor, hiçbir şey anlayamıyorum.

Şimdilerde mutluluk buzdolabından yeni çıkmış bir rakı şişesinin üzerinde biriken puslu damlalar gibi. Şişe her ne kadar işin sonunda çöpün yolunu tutsa da, bir zamanlar içindekinin damarlarımda dolaştığını biliyorum.

Ve işte bilindik, ayrıca kaçınılmaz son. Sizler de iyi bilirsiniz bunu. Pişman bir insan olarak ağlayanı hatırladığım her an, gülümseyerek pişmanlığıma, mutlu olması ümidiyle mutlu oluyorum.

Artık ben de ağlayabiliyorum.

Anlatabiliyor muyum?

Sanmıyorum.

// “Kütür-Küfür-Karala:2” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:1

Sıkıldığımdan veya zor geldiğinden değil, boğazlamaktan çekindiğim için bir gün…

Bir bakmışsın, herhangi bir sabah iş yerine doğru gidiyorken, kırıp direksiyonu sahil köylerinden birine, iki bira alıp kahvaltı yaparken bulurum kendimi. Bakarken denizle güneşin kesiştiği, gözümü aldığı noktaya sanki cenneti yeniden keşfetmiş gibi olurum.

Gözüm alıyor her şey yolunda gidiyorken ters yöne geçmeyi. Emekli olmanın hayalini kuran yok. İstediğim zaman çekip gidebilirim, beni bağlayan herhangi bir tasma da göremiyorum zaten ortalıkta. Gittiğimde o tarif ettiğim sahil köylerinden birine, tüm bu hikayenin üzerine içip bitirmiş olduğum bira şişelerimi denize atacağım elbet, onun tadı ayrı. Belki şişelerinin denize düştüğü anda çıkardığı sesle bir olur, yeniden çocuk bile olurum. Bu durum hiç-kimseyi, hatta beni bile ilgilendirmez.

Sigarayı ofiste unuttuysak yandık. Yemeğin üzerine içilecek besbelli. Ben yokken üstelik. Yazık.

// “Kütür-Küfür-Karala:1” – Fatih Boyacıoğlu