Kütür-Küfür-Karala:9

“Hatırlıyorum,

Siyah bir arabanın içinde şeritleri birleştiriyoruz. Yel geçiyor altımızdan. İkimizin arasında kuşku dolu bir sır beliriyor aniden. Belli etmeden havalara uçuyorum. Ellerim direksiyonda altıyı çeyrek geçiyorken, yolculuk hiç bitmesin isteyerek sinyal veriyorum yolu uzatmaya. Hiç beklemiyorken sağ elimi tutuyor ve hangi yola girdiğimi şaşırıyorum.

Unutmuyorum,

İnmişti çok geçmeden o arabadan. Artık yalnız devam ediyordum yoluma. Gecelerin, gündüzlerin ayrımına varamadan. Tutmuyordu ellerim. Hatırlıyorum da, ilerliyorum sanıyorken dikiz aynası bile alaylı bakıyordu yüzüme. Biliyordum, hep aynı yolda dönüp duruyordum. Nefesim kesiliyordu parfümünün kokusundan. Camı açıp hava alıyordum almasına da, yollar bana seni anımsatıyordu, özlüyordum.

Duruluyorum,

Tüm bu yaşadıklarımız, kendimize bile anlatamadığımız bir sır olarak kalacak biliyorum. Yoruldum artık boş şerit aramaktan. Ben biraz mola veriyorum…”

// “Kütür-Küfür-Karala:9” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:8

“Yine de adının dudaklarıma yakıştığı insanlar var. Durduk yere ağzımdan çıkan isimler. Sizleri tanımam için gerçekten tanışmama gerek yok. Çok iyi biliyorum hepinizi. Dudaklarımın istem dışı gerçekleştirdiği her fısıltıda, aynaya bakarken kendi yansımanızı görüşünüzden daha iyi görüyorum sizi. Yıllardır hiçbir yere gitmeden, beynimin içinde birikmişsiniz ve hepinizi gözümden sakınarak yetiştirmiş olarak doğuruyorum ağzımdan. Doğumundan hemen sonra adının dudaklarıma yakıştığı insanlar durduk yere yok oluyorlar. Yine de yıllardır size gebe aklım. Sizler benim acılarımsınız, acılarım da çocuklarım.”

// “Kütür-Küfür-Karala:8” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:7

“Güzel bir kadın gördüğünde aptallaşıyor insan. Arkadaşlarınla yarış yaparken kaç kez rezil oldun kim bilir? Okul bahçesinde koşuştururken yere kapaklanabilme ihtimalin de var bazen. Mesela sevdiğini bekliyorken sokağın başında, tam sana doğru gülümseyerek koşturmaya başlayacakken kafasına bir futbol topu isabet edebiliyor. Nereden geldiğini anlayamıyorsun. Karşıdan karşıya geçerken bir motorsiklet aynasına taktırabiliyorsun omuzunu. Okul öncesi sessizlik gibi usluca yaşıyorsun hayatı. Üstelik etrafındaki herkes yakasını silkiyorken senden. Bildiğini sandığın bir soruya parmak kaldırıp, cevabı söyleyemediğin olmadı mı hiç? Benim oldu.

Biliyorum, çocukluk ettim ben, büyüyerek.”

// “Kütür-Küfür-Karala:7” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:6

“İnsan canlıyken kendinden bile çok önemsiyor camdan yapılma hayalleri. Sanki aynalardaki yansımalar kendininmiş gibi düşünüyor. Bu aldanışa kapılan her insan, kendinden önce bir-çok kişinin yatağı olmuş sıradan bir tabutta öğrenecek işin aslını. Ancak sorun şu ki; ışık orada asla yanmayacak. Tek aynası ise dünya hayatı. Hayatı ve kendini fazlaca önemsediği için pişman olacak. Yeni bir sorun daha peydah olacak hiç-yoktan. Günahlardan, tabutlardan…”

// “Kütür-Küfür-Karala:6” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:5

“Çok erken yaşadım bazı şeyleri. Bazı şeyler ne gibi şeylerdi? Düşünmesi yaşamasından çok fazla sürüyordur belki.

Hayatı sevdim, ölümü sevdim. Ağzımda tat bırakan her şeyi, güldüren ve ağlatan tüm hisleri, yaşam yokuşunda sırtıma aldıklarımı ve çelme takarak en başa ittiklerimi… Sevapları, günahları, dünya ve ahiret yaşamını da sevdim. Bir kadın sevmekle sona erdi sevmek her şeyi.

Hiç sevmedim.

Çok geç öğrendim bazı şeyleri. Bazı şeyler ne gibi şeylerdi? Yaşaması düşünmesinden çok fazla sürdü gerçi.

Münker ve Nekir sorguya çekerlerse beni, hiç tereddüt etmeden vereceğim ismini. Hem ölmüş biri için ispiyon kötü bir şey mi? O bile belli değil ölmeden henüz. Başka bir kadını sevmekle başladı tekrar her şey.

Üstelik bu kez hiç ölmedim.”

// “Kütür-Küfür-Karala:5” – Fatih Boyacıoğlu

Kütür-Küfür-Karala:4

Cehennemi hak ettiğimi düşünüyorum. Tükettiğim onca alkolden değil. Yattığım onca kadının yüzünden değil. Kapımın önündeki yavru kediye bir kase süt vermediğim için. Çok günaha girdim ben, çok yasak deldim geçtim. Tanımadım hiç devleti, kanunu, hiçbir peygamberi. Tüm bu olanlardan daha beter bir durum içindeyim. Pişmanlık duymuyorum ki, bu çok daha fazla acı veriyor bana. Bil ki bu satırları yazmak kolay değil. Kaç saat bekledim şu an içtiğim rakının soğumasını.

Cehennem benim mekanım, biliyorum. Ettiğim onca küfürden değil. Öldürdüğüm onca masumdan değil. Yeni doğmuş bir bebeğe gülümseyemediğim için. Kul hakkı diye bir moda var şimdilerde. Hiç kimseye bırakmadım, hepsini tek başıma yedim. Bencil davrandım hep. Dünyanın tamamını kendime ait sandım. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Kurduğum şu koca dünyamda hep yalnız başımayım. Bil ki bunları itiraf etmek kolay değil. Damarlarıma enjekte ettiğim bu uyuşturucuyu hazırlamak kaç saatimi aldı kim bilir…

Cehenneme kafadan gireceğimi düşünüyorum. Hiç gönül almadım. Üstelik kaç gönül sattım hesabını bile tutamıyorum. Aşk orospusu yaptı bu hayat beni. Bir-çoğunuz bunu sanat sanıyorken hem de. En kötüsü ne biliyor musunuz? Tüm bunlara rağmen bir-kaç kez başka başka insanları sevdim. Hiç sevmediler beni. Haklılardı da zaten. Neyse dedim, geçtim bunları. Öldürmem gerekiyordu kendimi. Fiilen gerçekleştiremedim ki, sırf bu yüzden yazıyorum. Kendi satırlarımda boğun lütfen beni. Bilin ki hiç kolay değil, yirmi küsüratlı bir hayat geçmişimde kurtarmak, her yeni günde ölen beni…

// “Kütür-Küfür-Karala:4” – Fatih Boyacıoğlu