Bir Şehit Kızına

– Türküler Ve Alaz İçin-

Güzelim, sevdiğim, çocuğum, gülüm,
Bir şehit kızısın sen.
Acılı, buruk bir türkü gibisin,
Bu acımasız günlerin içinden.

Tuhaf bir sıkıntıyla daralır şimdi,
Küçücük, kuş kanadı yüreğin:
‘Babam nerede, niye gelmiyor?
Babama küstüm ben anneciğim…’

Baban artık hiç olmayacak yavrum,
Sana çocuğum diyemeyecek bir daha.
Güçlü, baba kucağının sıcaklığını,
Duyamayacaksın minik vücudunda.

Baban yiğit bir oğluydu halkının,
Onun için öldürdüler.
Sana halkımızdan armağan olsun,
Getirdiğim kırmızı güller.

Yıllar geçecek, alışacaksın,
Bir ince sızı kalacak ondan.
Senin gözlerin gibi ışıltılı,
Çiçekler fışkıracak babanın mezarından.

Ve tıpkı serpilen bir çiçek gibi,
Gelişip ışırken bilincin gitgide.
Babanı yeniden kavrayacaksın,
Baban yeniden doğacak seninle.

Güzelim, sevdiğim, çocuğum, gülüm,
Bir şehit kızısın sen.
Acılı, buruk bir türkü gibisin,
Bu acımasız günlerin içinden…

Yazarı: Ataol Behramoğlu

Düello

Bir düelloda,
Daha büyük bir şey vardır.
Ve daha acıdır bu,
Ölümden de ölüm korkusundan da.

Bakarsın dün en güvendiğin kişi,
Karşı tarafın şahidi olmuş.
İşte acıdır bu da,
Ölümden de korkusundan da.

Daha da acısı vardır ama,
O da sevdiğin kadının,
Karşı tarafı ziyarte etmesidir.
Bu bir nezaket ziyareti de olsa,
Düello gerçekleşmemiş de olsa,
Acıdır bu;
Ondan da, ondan da.

Daha da acısı,
Kılıcın elinde,
Alnında bir tutam güneş;
Kalakalıyorsun ortada…

Yazarı: Cemal Süreya

Fazlalıklar

Hayatın gel-gitlerden ibaret olduğunu,
Hayat kılavuzunda okumuştum.
Üreticinin aklında,
Oluşturulurken kutuya konmuştum.

Yaratıcı fikirler altında,
Adına Tanrı koymuştum.
Etrafı algılamaya başlarken,
Kendimi anlamayı unutmuşum.

Bu yüzdendir,
Anlaşamayışımız hayatla.
Tanrı’ya koyduğum sıfatla,
Koşuştururken yorulmuşum.

Gelinde kaldım hayatın,
Bir türlü gidemedim.
İkisinden birini tam seçecekken,
Görmüşler, durulmuşum.

Tanrı’nın gözünde çok muyum ki,
Herkes beni bir yerde unutmuş.
Acaba şok muyum kendime,
Cümle alem konuşmuş, bütün alem susuşmuş..

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu

Biliyorum Sana Giden

Biliyorum sana giden yollar kapalı,
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni.

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi.

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm,
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini.

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım,
Ben artık adam olmam bu derde düşeli.

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya,
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki.

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi,
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği.

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki.

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor,
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini.

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri.

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım,
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki.

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki.

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu,
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri…

Yazarı: Cemal Süreya

ACI

İhanetin fizyolojik yapısı keskin hatlıdır, ironik ve bir o kadar da absürtdür. Güvendiği kişi tarafından sırtı veya yüreği bıçaklanan insanın ortaya attığı bir olgudur ihanet. Bundandır bunu deneyimleyen kişinin yaşamında güvene daha nadir rastlanılmasının. Özüne yaklaştırır insanı deneyimler. Zamanla daha sıkı sarmaya başlarsın benliğini; kimse ulaşamasın diye. Gözümüze, yüreğimize tatlı görünen anlar, olaylar dahi acının iluzyona uğramış bir varyasyonudur. Hayat başlı başına acıdır be dostum! Ömrün süresince ne azına, ne de fazlasına şahit olabilirsin.