Boşluğu Alışkanlıklarla Doldurmak

Aramızdaki boşluk öyle doldurulabilecek cinsten değildi onunla. Yazdıklarımı anlamıyor, söylediklerimi duymuyor ve sanki anlamsız kelimelerle, anlamlı cümleler kurmaya çalışan biri gibi anılıyordum gözlerinde. Çok sürmemişti zaten bu anlamsızlaşan boşluklarımız. İnsan ister istemez, dolduramayacağı yeri boşaltmak zorunda kalıyor. Bu aşamada, karşısında daha büyük bir boşluk yarattığının farkına varsa da, boşluğu taşıyan kişi bunun bir türlü farkına varamıyor. Gün geliyor alışıyor insan yaralarıyla yaşamaya, yaralar sarılıyor derken, gün geliyor yara bantları sökülüyor… Ve her insan bu aşamada yanılıyor; eskisinden daha iyi olacak sanıyorken, daha da beter çuvallıyor.

Bizim boşluğumuzsa, sadece birlikteyken var olan türden. Zamanın birinde birlikteydik ve boşluklarımızı dolduramadık. Uzaklaştıkça, uzaklaştık birbirimizden. Göz görmemeye başlayınca anladık ki, çok iyi doldurmuşuz boşluklarımızı. Zaten insan kaybetmeden kıymet bilmiyor bazı değerleri. Hal böyle olunca da, yaralar ve yara bantları döngüsünden bir replik beliriyor zihnimizde. Aslına bakarsanız boşluk veya boşluğu doldurmak gayet saçma bir durum. Zira bu anlattığımın adı alışkanlık olsa gerek. Öyle çok alışıyor, öyle çok karışıyor ki insan, fazla yakınlıktan bunalırken, fazla uzaklıktan nefret ediyor. Sanırım insan ilişkilerinde, yakınlaşma ve uzaklaşma dozajını iyi ayarlamak gerekiyor.

Yakın olmak, uzak durmak, boşluk veya boşluğu doldurmak değil işin özü. Alışkanlık derecesini iyi ayarlayabilmek. Mutlu olup, mutsuz olmayla da alakası yok durumun. Kitap okurken çoğu kişi mutlu olmaz ama alışkanlık halini aldığı için, okumazsa mutsuz olur. Gayet açık bir çelişkidir bu. Sıradan bir insanı alıp karşınıza sorsanız ki; “Boşluk nedir?” diye, size vereceği cevap kuvvetle muhtemel, “Hiçbir şey yapmamak” olacaktır. Oysa boşluk, alışkanlıklara bağımlı hale gelmektir. Sigara içmek bir alışkanlıktır. Sigara bağımlıları sigara içtiği zaman bir boşluğu doldurmuş sayılmaz. Ancak içmezlerse mutsuz olurlar. Yani işin özü, ilişkilerde ve kişiliklerde, öyle ahım şahım mutlu olma arzusu yoktur. Eğer bunlar kıymete binme aşamasına gelmişse, bilin ki; mutsuzluktan yola çıkmıştır. Mutluyken sorun yok, mutsuzken boşluk çoktur. İnsanoğlu böyledir, sizin bir suçunuz yok…

Fatih Boyacıoğlu

Hayaller & Boşluklar & Kaçış

Yine gecenin rengi eşlik ediyor, yeni sabaha varmaya çalışırken bana. Bunalıyorum durup dururken, sigara üstüne sigara içip klasik müzikler dinliyorum. İnsan boşlukta olduğu zaman, hayal kurmadan duramıyor. Hayal kuruyorum kendi kendime, düşün dur işin ne. Boşluklardan boşluk beğen, seç, önizle.

Diyorum ki bir motorum olsa, alıp gitsem uzaklara. Yağmur, çamur, güneş ve gece gündüz demeden sadece gitsem. Uzakların en uzağına doğru, nereye varacağımı bilmeden, sorgulamadan sadece gitsem.  Aslında bu da bir nevi boşluk sayılır. Şu andaki saçmaladıklarımdan mantıklıdır en azından, gitmek. Ölümüne, yaşamına her türlü gitmek.

İşte böyle bir boşluğu yaşarken, canımız sıkılıyor ve bunalıyorken hayal ediyoruz ya bir-takım mevzuları ve bunlar anında gerçekleşebilen hayaller değil ya, işte beni daha çok bunaltıyor şu anda erişilmez olması. Neden canım sıkılıyor, neden bunalıyorum? Herşeyi geçtim, normal şartlar altında canım sıkkınken pek hayal kurmam. Sanıyorum ki aşık oluyorum, aşk boşlukların en büyüğü aslında. Yine de oluyorum.

Ben şimdi ne yapmalıyım, kaçayım mı kendimden, kaçayım mı hayallerimden, kaçayım mı sevmekten? Gitmekten başka bir-şey bilmem zaten.

Depresyon

Boşluğun dozları bunlar,
Uyku bozukluğuyla başlar.
Artçılarını her gece hissedersin,
İnan bana, yok olmak için dua edersin.

Eski sen uzaklaşır bedeninden,
Zihnine doğru işler zehrini.
Uyumak için can atıp dururken,
Başını yastığa koyduğunda uyuyamazsın.

Beyazları siyah görür olursun aydınlıkta,
Sanki başka bir renk yokmuş gibi.
En son mutfakta su içiyorken,
Anlamadan kendini bir aynaya bakarken bulursun.

Sebebi bellidir aslında,
Yormuşsun belli kendini.
Teşhisi arama boşuna,
Depresyon derler bunun adına.

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu