Düello

Bir düelloda,
Daha büyük bir şey vardır.
Ve daha acıdır bu,
Ölümden de ölüm korkusundan da.

Bakarsın dün en güvendiğin kişi,
Karşı tarafın şahidi olmuş.
İşte acıdır bu da,
Ölümden de korkusundan da.

Daha da acısı vardır ama,
O da sevdiğin kadının,
Karşı tarafı ziyarte etmesidir.
Bu bir nezaket ziyareti de olsa,
Düello gerçekleşmemiş de olsa,
Acıdır bu;
Ondan da, ondan da.

Daha da acısı,
Kılıcın elinde,
Alnında bir tutam güneş;
Kalakalıyorsun ortada…

Yazarı: Cemal Süreya

Bu Bizimki

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına,
Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor,
Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer,
Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk,
Evlenmeyi,
Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden,
Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice’inkine,
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor,
Başka şey demiyor.

Yazarı: Cemal Süreya

İki Kalp

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman.
Ancak parmak uçlarıyla değebilen,
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Yazarı: Cemal Süreya

Yazdığım Yazılmıştır Önceden

Ne zaman yeni bir yazı yazmaya kalksam, masanın başına geçtiğimde, her defasında cayıyorum. Aslında biraz üşengeç bir tarzım var. Bundan da kaynaklandığını sanmıyorum. İşin özü çok başka. Yazmıyorum, çünkü ben her ne yazacak olsam, benden önce mutlaka yazılmıştır diye düşünüyorum. Bu bir kıskançlık değil, kimse yanlış anlamasın. Aksine bir takdirdir, şahsımdan nacizane. Daha gençken kendi tarzımı yaratmaya çalışırdım. Bu arayışlar içerisinde, kimseden etkilenmemek ve kendime özgü olması bakımından, çoğu yazarı takip etmiyordum. Bu konuda aslına bakarsanız haklıyım. Çünkü, kim ne derse desin, illa ki okuduğunuz, duyduğunuz bi’şeyden esinleniyorsunuz. Ben, bu olsun istemiyordum. Özgün olmalıyım, yaratıcı olmalıyım ve daha önce hiç-kimsenin bahsetmediği konulardan bahsetmeliyim diyordum. Şu sıralar memleketimizin en iyi yazarlarını takip ediyor, kitaplarını okuyor, söyleşilerini takip ediyor ve geçmişlerine göz atıyorum. Haklarında öğrendiğim, her yeni birşey beni onları okumaya teşvik ediyor. Şu sıralar ben de bu yüzden, pek birşey yazıp, çizmiyorum.

Her ne düşünürsem düşüneyim, her ne yazarsam yazayım. Biliyorum ki, benden önce bir düşünen, bir yazan mutlaka var. Bunu da neye dayanarak söylediğimi sanırım üst bölümde izah ettim. Hakikaten çok değerli ve zekasına hayran kaldığım yazarlarımız var. Aslında yazmanın da çeşitliliği ve bu çeşitliliğin ap-ayrı zeka gerektirdiğine inanıyorum. Mesela şiir yazmak, bana kalırsa zekanın yanında hissiyat gerektirir. Her şiir yazan, makale yazamaz gibi bir durum söz konusu. Roman yazmak, bir birikim meselesidir ve bu birikimi nasıl harmanladığınıza bakar. Sıradan bir kitap yazmak ise, kişinin hayal gücüyle ve yaratıcılığıyla alakalıdır. Birbirinden bağımsız olarak sıklıkla takip ettiğim, her birine hayran olduğum kişilerden bahsetmek gerekirse; Özdemir Asaf, Oğuz Atay, Cemal Süreya, Murathan Mungan, Ahmet Ümit, Ferhan Şensoy ve son dönemlerde en çok ilgi duyduğum Murat Menteş. Daha unuttuğum, konu uzamasın diye yazmadığım çok değerli yazarlarımız var. Üstünkörü olarak genel anlamda anlattığım ve son dönemde en çok takip ettiğim kişileri yazdım. Şimdi bu insanları nasıl takdir etmem ki? Her biri birbirinden değerli insanlar. Bu denli mükemmel düşünen ve aynı derece kağıda döken insanlar varken, ne kadar farklı düşünebilirim ki? Onlar ben dünyada bile yokken, benim hissettiğim, düşündüğüm ve yazmayı planladığım şeyleri çoktan kağıda dökmüşler bir kere. Aynı konuyu yazacağız nasılda, allayıp-pullayıp tekrar yazmanın alemi ne? İşte bu yüzden yazmıyorum.

Lütfen yukarıdaki sıralamaya aldanmayın, hepsi benim için bir numaradır. Farklı konular üzerinde yoğunlaşmalarına rağmen, hepsini seviyorum. Sanırım bundan sonra hep onların izinden gideceğim. Kimi şöyle diyecek: “şuna bak, taklit ediyor.” ve kimisi pişkince “ne kadar aynı değil mi?” diyecek. Aslında pek umursamıyorum. Onları takip etmeye ve onlardan farklı konular üretemediğim sürece yazmamaya devam edeceğim. Hepsi buydu…

Biliyorum Sana Giden

Biliyorum sana giden yollar kapalı,
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni.

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi.

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm,
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini.

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım,
Ben artık adam olmam bu derde düşeli.

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya,
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki.

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi,
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği.

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki.

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor,
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini.

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri.

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım,
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki.

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki.

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu,
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri…

Yazarı: Cemal Süreya