İşte bir eklem yeri daha, Doğayla ben, benimle doğa. Var, o kadar unutturacak şey var da, Neden bir o, bir söğüt ağacı. Sayısız yapraklarıyla karşımda. Acı bir tütünden çıkardım bu şarkıyı, Kalbimde doğup batan güneşlerden. En çok da bir karanlığı bırakıp gittiler bana, Ve bu suskunluğu, bu karamsarlığı, Sözgelimi içimde hiç kımıldamadan duran bir çarşıya. Var, o...
Ben gidince hüzünler bırakırım, Bu senin yaşadığındır. Bir ev sıkılır kadınlardaki, Bir adam sıkılır kadınlardaki. Seni sevmek bu kadar mı, O benim yaşadığımdır. Bazan da bir yerde kuşlar vardır, Ne uçmak, ne görünmek için. Bir karanfil pencereyi deler, Bir kapı kendiliğinden kapanır. İstesek sevişirdik, ama olmadı, Biz değil yaşayan acılardır. Gitsem de her yerde biraz...
Dizlerinde kalırsın bir akşam vakti, Soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine. Geçersin geçersin geçersin, Gökteki tek yıldızdan üşüyerek. Görüyorsun değil mi? Ne kadar inceldi kent. Ansızın bir kent daha görünecek. Bak işte, duyuyor musun, Öpüldün bırakıldın sanki. Bir değil iki türlü senin de soluğun. Yazarı: Edip Cansever
Güz ve kış ve ilkbahar geçti, Yaz çarçabuk geçti. Hepsi tekrar tekrar geçtiler, Bu bana uzun geldi. Gecem avurtlarım gibi çöktü, Ve çöktüm. Sabahım, sabahlarım.. Kabından taşan sütler gibi büyüdü, Ve taştım. Gün güne taşındı, yıl yıla, Gitmedim, gidemedim.. Ki dedim; Bana söz vermeliydi biri. Sesi uzaklardan gelen, Görünmez yıllarla ilgili. Yazarı: Edip Cansever














