Etrafıma ve genele baktığımda bir-çok kiÅŸinin aslında ne aradığını bilmediÄŸini gözlemledim. Hal böyle olunca, sırf meraktan saÄŸa sola saldıran insanlar dolu. En kötüsü ise tam olarak araÅŸtırmadan, sadeleÅŸtirmeden daha önceden araÅŸtırıp bulmuÅŸ kiÅŸilerin attığı fikirleri benimsemeleri. Åžimdi yine sorguluyorum; ya senden önce araÅŸtıran “tam olarak emin deÄŸilse?”. Neden direk kabulleniyorsunuz veya araÅŸtırmıyorsunuz ki? Belki o insan, doÄŸruyu yansıtmıyor. Nereden biliyorsunuz ki, haklı olduÄŸunu..
İnsanları anlamaya çalışmakla geçen ömrüm, gözüküyor ki daha uzun yıllar boyunca da öyle geçecek. Hiç ama hiç anlamıyorum. İlk gördüğünüz veya ilk duyduÄŸunuz birÅŸeye inanarak elinize ne geçiyor? Neden hep bu hazıra konma çabaları? Hadi onu da geçtim, “nasılsa benim yerime bir enayi düşünüp bu iÅŸe bir çözüm getirmiÅŸtir” gibi düşüncelere ne diye kapılıyorsunuz? Yahut neden araÅŸtıran adamı enayi yerine koyup, emeÄŸine saygısızlık ediyorsunuz? Yazdıklarım çok mu çeliÅŸiyor? Eminim ki bu konudan da, istediÄŸiniz yeri seçip sadece orayı alıyorsunuzdur. Okumayın zaten konunun tamamını, ne gerek var ki nasılsa sizin için gereken kısmı edindiniz. Çok saçma!
Sadece biraz göz gezdirerek, istediğiniz şeye erişemezsiniz. Ya tam olarak dikkatinizi vermeli, ya da tam olarak araştırmalısınız. Uyanın! Kandırılıyorsunuz! Gerçi bu zihniyet, böyle devam ettiği sürece müstehaksınız. En iyisi boşverin beni, bildiğiniz gibi davranın. Davranın da, kandırılın..
Hayatı anlayamamak ama yinede üstüne gitmek kadar dengesizce bir durum var mı? Bilemiyorum ancak, ben üstüne gitmekte kararlıyım. Tam bir mevzuyu düzelttik derken, diğeri patlak veriyor. Hep uğraş üstüne uğraş istiyor canına yandığım dünyası. Sorunlar bitmez, sorular bitmez, cevaplar yetmez vs. diye diye bakıyorum ki harbiden hayat bitmiyor, aynen devam ediyor ama kişilikler yıpranıyor.
Ölümsüzlük iksirini bulamayacağımıza göre, demek oluyor ki; bu sorunlarla belli bir zaman sonra uğraşmak zorunda kalmayacağız. Aslında tek tesellim bu şu an için. Yeterli değil tabiki bu, yine de önümüze çıkan sorunları bir an olsun uzaklaştırmıyor bu düşünce. İşte tam bu kısımda yeniden uyanıyorum hayata. Yapmam gerekenlerin farkına vardığım an, tüm dengesizliğimle bir denge kurup, işi iyice inada bindirip yükleniyorum mevzuların tam kasıklarına. Pes etmeye hiç niyetim yok bundan sonra, ya ben kazanıcam sorunlarımla oynadığım galip-malup oyununu ya da pil bir-gün bitecek, aynen mezarlığa.
Sorunlar bitmez, sorular bitmez, cevaplar yetmez, bunların üstüne yetmezmiş gibi eklenebilecek her-türlü gereksiz fikir bende asla bitmez. Bu yüzden çözümleyebildiğim yere kadar, pes edersem kendi aklımı yitirmiş olacağıma inanıyorum. Neyse laf uzadıkça uzuyor, hoşçakal depresyonist.
Valla pek sevmiorum yıl-baş/son olaylarını. Kısaca söz etmek gerekirse, saçmalıktan ibaret. Sene ne olursa olsun, kafalar değişmediği sürece ne fark eder? Bu arada sizlere kısa bir anektod düşeyim;
“Her kim ki yaparsa yılbaşını bu dünyada baÅŸ tacı, maaza’allah öbür dünyada götüne girer süslediÄŸi çam aÄŸacı.”
Geçen sene iki bin sekiz’e yalaklanıyordunuz, ne oldu da dışlıyorsunuz ÅŸimdi garibimi? Hadi kutlayın bakalım özenti gençlik, iki bin dokuz’unuzu.
Yıprandım tabiki her insan gibi, her hayatta kalmak için çaba gösteren insan gibi. Düşününce nasıl yıprandığımı, aslında isteyerek değil, bilerek değil sadece yıprandığımı anladım. Farkımız buydu belki de, diğerleriyle. Ancak yıpranmadığımı, yıpratıldığımı anladım bu kadar geçen günden sonra.
Yıpratılmışlık, yıpranmaktan kötü bana göre. Her insanın bakış açısı farklıdır tabi ki, benim açımda bu; yıpranmadım aslında yıpratıldım.
Sonunu düşünmüyorum artık, sonu zaten gördüm. Daha da bir son yok ki zaten, yıpratıldım ve yaşarken öldüm.