You Don’t Know Jack (2010)

You Don't Know Jack (2010)Kişisel fikrimi dile getirmek gerekirse, dünyanın en iyi oyuncusu Al Pacino‘dur. Takip edenler bilirler ki, Al Pacino sanki oyuncu olmak için yaratılmış gibidir ve böyle bir oyuncunun baş rolünde oynadığı You Don’t Know Jack filmi gayet tabi bir şekilde mükemmel bir film olmuş. Adam Mazer’ın kaleminden mükemmel bir senaryo yazılmış ve yönetmenlik koltuğunda Barry Levinson güzel işler çıkarmış durumda. İzleyenler kesinlike pişman olmayacak. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Jack Kevorkian, insanlara yardım etmek adına çalışan bir doktordur. Ancak yardım etme tarzı alışılagelmiş biçimin çok dışındadır. Dr. Jack Kevorkian, acı çeken hastaların, acılarına son vermek için ilginç bir yöntem bulmuştur. Hastalarının istekleri doğrultusunda, acı çekmeden hayatlarının son bulmasını sağlar. Tüm bu işleri yaparken yanında, arkadaşı ve asistanı Neal Nicol’ın yanı sıra, kız kardeşi Margo Janus vardır. Jack, hastalarına seçim şansı sunar ve sorar; “Acı çekmeye devam mı?” yoksa “Acı çekmeye son mu?”. Jack Kevorkian’ın bu yöntemi gün geçmeden, çok popüler olmuştur ve artık hastaları Jack’ten randevu alıp, hayatlarına son vermesini ister hale gelirler. Tabi bu durum, bir takım mecralarca hukuk dışı bulunur ve Jack Kevorkian’ı cinayetle suçlamaya başlarlar. Dava sürecinde Jack’in avukatı olmak isteyen Geoffery Fieger elinden geleni yapmak ister ve dava başlar ve Jack Kevorkian’ın insanlara seçim hakkı sunulması hakkında savunduğu ve kanunlara adeta kafa tutarcasına dimdik durduğu yargılamalar sürecinde, acaba beraat edebilecek mi?

Söylediğim gibi You Don’t Know Jack’in başrolünü büyük üstad Al Pacino üstlenir ve hakkıyla yerine getirirken, kadrosunda yine John Goodman gibi kaliteli bir oyuncunun yanı sıra, Susan Sarandon, Danny Huston, Brenda Vaccaro ve Rutanya Alda’nın bulunduğu bu film, bana kalırsa süper ötesi ve izlenebilitesi çok yüksek bir film olmuş. Süresi 2 saat civarında olmasına rağmen, kesinlikle ama kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. You Don’t Know Jack filminin IMDB puanı şu an itibari ile 8.0 olmakla beraber, beğeni toplamış bir film.

Kabadayı (2007)

Türkiyede Şener Şen gibi bir oyuncu var, aslına bakarsanız çok gurur verici bir durum. O, Türk sinemasının en büyük isimlerinden, hatta ilk sıradaki isim bile diyebiliriz. Eşkıya, filminden sonra Kabadayı isimli projede gerçekten, ustalığını tekrar konuşturmuş. Kendisine saygımız sonsuz. Senaryosunu Eşkıya’nın senaristi ve yönetmeni olan Yavuz Turgul’un yazdığı ve yönetmenliğini Ömer Vargı’nın üstlendiği Kabadayı filmi, konusu ve kadrosu itibari ile harika bir film olmuş. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Ali Osman (Şener Şen), zamanın en büyük kabadayılarından biridir. Onun büyüklüğü, kendine has dürüstlüğü ve mütevaziliğidir. Racon, ondan sorulur ve her sözü racon niteliğindedir. Garibanlara yardım eden, haklıdan yana olan, tam anlamıyla bir eski kabadayıdır. Zaman içinde herşeye tövbe eder ve “kurşunla değil de, eceliyle ölmek isteyenlerden” olur. Ancak, bir oğlu olduğunu öğrene kadar. Murat (İsmail Hacıoğlu), babasından çok farklıdır. Onun kadar örf ve adete düşkün değildir. Tam anlamıyla, zamane gençlerinden biridir. Murat ve sevgilisi Karaca, bir barda çalışmaktadır. Karaca’ya tutkuyla bağlanan ve vazgeçemeyen, Devran (Kenan İmirzalıoğlu) ise; Ali Osman’dan ziyade, gözü kara ve bir o kadar da psikopat yeni nesil bir mafyadır. Devran’ın tek isteği, Karaca’dır ve onu almak için gözünü kırpmadan, canlar yakabilecek kadar rahatsız bir ruh hastasıdır. Ancak Ali Osman, oğlu Murat’ı ve Karaca’yı ne pahasına olursa olsun, koruyacaktır. Böylelikle, eski bir kabadayı ile yeni nesil bir mafya arasında çatışmalar olacak, eski mi? Yoksa yeni olan mı kazanacak?

Kabadayı filmini izlemeyen fazla insan yoktur tahmin ediyorum, ancak hala izlemeyenler var ise, kesinlikle izlemenizi öneririm. Şener Şen gibi bir ustanın olduğu film kesinlikle izlenmedir diye düşünüyorum. Filmin kadrosunda Şener Şen başta olmak üzere, Kenan İmirzalıoğlu, İsmail Hacıoğlu, Aslı Tandoğan, Rasim Öztekin ve Ruhi Sarı gibi isimler yer almakta. Kabadayı filmi, gayet izlenebilir ve idrak edilebilir bir film olmuş.

Repo Men (2010)

Repo Men (2010Yönetmenliğini Miguel Sapochnik’in yaptığı ve senaryosunu Garrett Lerner ve Eric Garcia’nın yazdığı Repo Men filmi, Bilim kurgu ve aksiyon dalında güzel işler ortaya çıkarmış durumda. Gayet izlenebilesi bir film olmuş ve aksiyon sahnelerinin izleyiciyi gerçekten tatmin edebilecek nitelikte olduğunu düşünüyorum. Sona yaklaştıkça daha da sürükleyici olan film, bazı yerlerde saçmalasa da sıradan bir film olmadığını ispat ediyor. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Remy (Jude Law), eşi ve çocuğuyla mutlu bir hayat yaşamaktadır. Eşine göre en büyük sorun, işidir. Remy ve Jake (Forest Whitaker)’in, geçmişten süregelen sıkı bir dostlukları vardır. Aynı zamanda The Union isimli şirkette, birlikte çalışmaktadırlar. Şirket, yapay organ üretip, insanlara nakletmektedir. Bir banka gibi düşünün, bir ev almak için önce size kredi verir, daha sonra ödeyemediğiniz takdirde evinizi geri alır. İkilinin işi, vadesi geldiğinde ödenmeyen organları iade almaktır. Tabi ki The Union’da işler biraz alışılagelmişin dışındadır. Yinede onların felsefesi ne olursa olsun, “İş, iştir.” Ancak gün gelecek ve Remy’nin de bir organa ihtiyacı olacak, işte o zaman bu fikri değişebilecek mi?

Repo Men’in baş rollerinde Jude Law ve Forest Whitaker’ın yanı sıra, kadrosunda Alice Braga, Liev Schreiber, Carice van Houten ve Chandler Canterbury gibi isimler yer almakta. Benim hoşuma gitti ve sizlerinde izlemesini tavsiye ederim.

Law Abiding Citizen – Adalet Peşinde (2009)

Law Abiding Citizen - Adalet Peşinde Law Abiding Citizen, senaryosu itibari ile başarılı bir yapıt olmuştur. Adaletin sisteminin işleyişindeki bir-takım açıklıklara değinen film, bu konuda gayet başarılı oluyor. Baş rollerini Gerard Butler ve Jamie Foxx’un üstlendiği, yönetmenliğini F. Gary Gray’in ve senaryosunu Kurt Wimmer’ın yazdığı Law Abiding Citizen 2009 yılının güzel filmleri arasında yer almayı başarıyor. Adaletin olması gerektiğinin yerine, bazılarının işine geldiği gibi uygulandığını düşünüyorsanız, bu film tam size göre. Kısaca özetlemek gerekirse;

Clyde Shelton, eşi ve kızıyla güzel bir hayat yaşarken, bir gece evine soygun yapmak amacıyla giren kişilerin Clyde’ın gözü önünde eşi ve kızını öldürmeleriyle sonuçlanan talihsiz olay sonucu kişiler yakalanır. Davayı Philadelphia’ın ünlü savcısı Nick Rice üstlenir. Nick’in ünü katillerle iyi anlaşmalar yapmasıyla bilinmektedir. Nick, Clarence Darby ve Rupert Ames adındaki iki zanlıyla anlaşmak üzere arabuluculuk yapmaktadır. Nick Rice, Clarence Darby ile suçu Rupert Ames’in üzerine bırakmak kaydıyla anlaşmışlardır. Bu anlaşma sonucu Darby serbest kalacak, Ames ise iyi halden kısa bir ceza alarak paçayı sıyıracaklardır. Ancak eşi ve kızının gözünün önünde öldürüldüğünü gören Clyde Shelton bu karara hiç memnun olmamıştır. Aradan 10 yıl geçer Ames ve Darby öldürülür. Nick Rice bu işin üstüne giderken, Clyde Shelton suçu üstlenir ve hapise girer. Clyde Shelton’ın tek isteği adelet sistemindeki boşlukların düzelmesi ve gerçek suçluların cezasını bulmasıdır. Bu yönde Nick Rice’a ultimatom verir. Ya Nick Rice adalet sistemini düzeltecektir ya da Clyde Shelton’ın eşi ve kızını öldüren katillerin davasıyla ilgilenen herkesi öldürecektir. Nick Rice, Clyde Shelton’ı pek umursamaz zira hapiste olan bir kişi, dışarıdaki insanları nasıl öldürebilir ki? Ancak sözünü tutmayan Nick Rice’ın aksine, Clyde herkesi birer birer öldürmeye başlamıştır. Şehir tam anlamıyla kabus dolu günler yaşarken, Nick Rice ve ekibi olaylara anlam vermeye çalışmaktadır. Ancak Clyde Shelton’ın intikam uğruna, neler yapabileceğinin farkında değillerdir.

Başta söylemiş olduğum gibi Law Abiding Citizen filmi oldukça etkileyici ve oldukça aksiyon dolu bir film. Yönetmenlik koltuğunda oturan F. Gary Gray, Kurt Wimmer’ın senaryosuna yakışan bir şekilde bu filmi bizlere sunmuş. Tabi ki başrollerini Gerard Butler ve Jamie Foxx’un paylaştığı, kadrosunda Colm Meaney, Bruce McGill, Leslie Bibb, Josh Stewart ve Christian Stolte gibi oyuncuları barındıran bir film olması da başarısına başarı katmış durumda.

The Usual Suspects – Olağan Şüpheliler (1995)

The Usual Suspects - Olağan Şüpheliler1995 yılında yapılmış olan The Usual Suspects filmi, tüm sinema tarihi boyunca en iyi filmler arasında yerini almış durumdadır. Gerek yıldızlarla dolu kadrosu, gerek akıl dolu senaryosuyla The Usual Suspects her dakikası ayrı ayrı keyifli ve izlemeye doyamayacağınız bir film. Karmaşık gibi görünse de, harika bir dille anlatılan The Usual Suspects filmi 1995 yılının koşullarına göre kendini bir çok yönde kanıtlamış bir yapıttır. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Ajan Kujan, her biri alanında çokça ustalaşmış beş kişiyi sorgulamak adına içeriye alır. Kujan’a göre bu beş kişi olağan şüphelidir ve sadece içlerinden birisi esas şüpheli konumundadır. Ancak bu beş kişi birbirlerini pek tanımazlar ve daha önceden hiç ortak işleri olmamıştır. Hepsi birden neden sorgulandıklarını bilmeden, sırayla sorgu odasında ifade vermektedir. Sorgular bitip, merkezden ayrılan bu beş kişi ortak bir iş yapma kararı alır ve bu işi başarıyla sonlandıran ekip, zaman içerisinde çaldıklarının Kaiser Soze adında efsaneşmiş bir uyuşturucu patronuna ait olduğunu öğrenirler. Kaiser Soze için çeşitli hikayeler anlatılır. Hiç kimse onun yüzünü görmemiş ve hiç kimse nasıl biri olduğunu bilmemektedir. Herkes ondan korkar ve herkesin gözünde bir efsanedir. Herşey Kaliforniya’daki bir limandaki patlamayla başlar ve bu patlama sonucu 27 kişi hayatını kaybeder. Ajan Kujan tekrar sorguya başlar ancak bu kez sadece Verbal Kint adında sakat ve aptal bir adamı sorgular. Yine de ilk sorguladığı beş kişinin içinde bulunan kişi olan Verbal Kint, “Şeytanın en büyük hilesi, tüm dünyayı aslında var olmadığına inandırmak olmuş.” diyerek ince bir mesaj veriyordu. Yine de Ajan Kujan işi çözdüğüne inanıyordu.

Christopher McQuarrie’ın mükemmel senaryosu ve Bryan Singer’ın ona yakışır yönetmenliğinin yanı sıra, filmde şu anda oyunculuklarını kanıtlamış aktörlerin mükemmel performans sergilemesi The Usual Suspects filmi izlenmeye değer bir film. Tekrar gözden geçirmek gerekirse, Kevin Spacey, Benicio Del Toro, Gabriel Byrne, Kevin Pollak, Stephen Baldwin ve Chazz Palminteri gibi isimler oyuncu kadrosunda yer almakta. Harika, kesinlikle harika bir film.

Rumble Fish – Siyam Balığı (1983)

Rumble Fish - Siyam BalığıFrancis Ford Coppola, gibi bağımsız ve ilginç projelere imza atmış kaç tane daha yönetmen sayabiliriz ki? Rumble Fish 1983 yapımı bir film olmasına rağmen, şu anda hala çoğu kişinin hafızasından silinmemiş ve arşivlenen filmler arasına ilk sıralardan girmeyi başarmıştır. Tabi ki, Francis Ford Coppola’nın yanında Mickey Rourke‘nin kendine has, sakin ve çekici karizmasıyla Rumble Fish gibi bir baş yapıtı oluşturmada çok büyük bir etken. Matt Dillon‘ı zaten izleyenler bilecektir.

Motorcycle Boy (Mickey Rourke), herkesçe kabul edilen bir efsanedir. Ancak kardeşi Rusty James (Matt Dillon) için farklı bir boyuttur, Motorcycle Boy. Çünkü Rusty ağabeyini bir idol olarak baz almaktadır. Önceleri ağabeyinin yaptıklarını, bir gün onunda yapacağına inanan Rusty, agresif ve kavgacı bir kişidir. Arkadaşlarıyla çete kurarak başına geçmeyi planlayan Rusty için herşey toz-pembedir. Bir yandan ağabeyi Motorcycle Boy, California’da yaşamaktadır ve Rusty onun yolunu gözlemekte, bir gün döneceğini hayal etmektedir. Yine bir kavga düzenlenir, Rusty James ve arkadaşları Smokey, Steve ve B.J’le birlikte kavga eden çete beklenmedik bir şekilde olaya Motorcycle Boy’ın müdahale etmesiyle son bulur. Uzun süreden sonra Motorcycle Boy artık geri gelmiştir. Bunu fırsat bilen Rusty James, ağabeyi ile kuracakları çetenin hayalini kurup, kendini bir çete reisi gibi görmektedir. Ancak Motorcycle Boy’ın istediği bu değildir. O artık çete işlerinin sona erdiğini, sıkıcı ve boş olaylar olduğunun farkındadır. Ancak Rusty bunu kabul etmeyecek, artık şehir efsanesi haline gelen ağabeyi Motorcycle Boy’ın izinden gitmek adına herşeyi deneyecektir.

Francis Ford Coppola, gerçekten ama gerçekten sinema adına çok işler başarmış bir isim olduğunu kanıtlamış biridir. Mickey Rourke’nin oyunculuk kalitesini bilmeyen var mıdır? Sanmıyorum ancak bu filmde bir başka ve izlenmeye değer. Matt Dillon harikalar yaratmış ve aynı zamanda Dennis Hopper, Nicolas Cage, Laurence Fishburne, Vincent Spano, Diane Lane ve Chris Penn gibi isimler Rumble Fish filminde yer almış oyunculardır. Bu film bir efsanedir, sinema severler bilirler ve kesinlikle ama kesinlike izlenmeye değer ilginç bir filmdir.