Bu Şehir

Bu şehirde bir şeyler eksik,
Mutluluk göç etmiş sanki.
Yarası çok derin bu şehrin,
O yüzdendir belki altındaki pislik.

Bu şehirde ağlayanların sesi kısık,
Utanıyorlar yaptıklarından sanki.
Geceleri ne günahlarla dolu,
Belki bu yüzdendir gökyüzündeki karanlık.

Bu şehir yeniliklere kapalı,
Senelerdir yapım aşamasında asfaltı.
Belki de toprak kalmalı,
Yoksa nasıl gömeceksin günahkarları?

Bu şehrin insanları anlayışsız,
Acıtıyor yarası olanları.
Her sokakta bir katili var,
Son dileğini sormayacak kadar sabırsız.

Bu şehrin şimdilik hikayesi bu kadar,
Yoktur hiçbir mutlu sonu.
Sanki yerlileri alışmış gibi,
Göç edecek yeni misafirlerini arar.
Azar azar, çoğu zarar,
Kaybetmeye meyilli yeni hikayeler yazar…

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu

Menzil

Benim de ömrüm yollarda geçti,
Hep birileri yolu gösterdi.
Hiç tereddüt etmedim giderken,
Kimse otobüsün önünü kesmedi.

Son dakikasına kadar bekledim,
Bana doğru sallanan bir el göremedim.
Hep ağlamaklı oldum,
Yine de otobüsten inmedim.

Alıştım otogarlara,
Kaynaştım yolcularla.
Hiç kimseye gülemedim,
İnemedim otobüsten molalarda.

Hep kalkış noktasındaydı aklım,
Vardığım yere geldiğimi anlayamadım.
Çoğu kez indirmiştim ya seni otobüsten,
İşte bu yüzden baktım baktım ağladım.

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu

Hiç-Bir Şey

Ne zaman hüzünlensem,
Kötüye doğru akıyor gidişatım.
Aklıma sen geliyorsun hepsinde,
Üzülüyorum nedensizce.

Sonu yok bunun biliyorum,
Her zaman ki gibi seni istiyorum.
Gelsen de faydası yok artık,
Eninde sonunda kaçıyorum.

Hüzünle konuşmak acıtıyor canımı,
Ağlamak istiyorum.
O kadar yıpranmış ki gözyaşlarım,
Bir türlü ağlayamıyorum.

Zor geliyor sensizlik,
Çıldıracak gibi oluyorum.
Birşey yapamamak kadar kötüsü yok,
O yüzden kafama sıkıyorum.

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu

İstanbul Senden Cevap Bekliyorum

Tam olarak hatırlamıyorum ama geçen seneydi sanırım.  Ürkerek ama bir o kadar da hevesli bir şekilde yola çıkmıştım evden. Bir heyecanla binmiştik otobüse, en yakın arkadaşımla İstanbul’a gitmek üzere. Büyülüyor beni İstanbul, korkuyorum her gidişimde. Nedensizce bir ümit, bir huzur doğuyor o sokaklarda dolaşırken içime. Havası bile garip, daha bi’hüzünlü.

Bir an vardı ki, nasıl anlatayım. İstiklal caddesinin bitimine doğru yürürken, Can Atilla’nın “Yeni Hayat” parçası çalıyordu. Sanki inadına inadına, vuruyordu hüznü İstanbul. Tam o anda da görmemem gereken birşeyi görmüştüm. Aslında o görmemem gereken, ümidimin ve tüm heyecanımın kendisiydi. Süzülerek geçti yanımdan ve beni görmedi. O an çok mükemmeldi. Bir yandan İstiklal, bir yandan o eşsiz melodi ve bir yandan o. Hepsi aynı anda öyle bi’yüklendi ki ruhuma, “işte budur” dedim kendi kendime, “tam olarak istediğim ruh hali bu”. Hüzün ve sevinç o kadar hoş gelmişti ki bedenime, ruhuma.. Ömrüm boyunca orada, o anda kalmak istemiştim.

İşte bu yüzden, her boş vaktimde can atarım İstanbul’a gitmek için, bi’o kadar da çekinirim tekrar o manzarayla karşılarım diye. Bi’gün yine gidicem, peki tekrar aynı ortam, aynı hüzün bulur mu beni? İstanbul senden cevap bekliyorum…