Ateş

Kibritle oynama demiştim,
Tutuşturabilirsin evreni.
Korktuğum ateş değil,
Yanmanı seyretmekti.

Oynama demiştim ateşle,
Yakabilirsin tüm izleri.
Korktuğum hatıralar değil,
Beni unutma azmindi.

Ve onca şey tutuşuyorken,
Gözlerimin en ön menzilinde;
Korktuğum yanışın değil,
Yanma arzundaki ciddiyetindi…

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu

Acaba?

İnsanlardan kaçarken,
Karışmıyorcasına dünyaya;
Hiç kimseyi kırmadan,
Herkese küfredilebilir mi?

Sevmekten çekinirken,
İtiliyorsan yalnızlığa;
Acı çekmeden de,
Biri sevilebilir mi?

Gündüzleri karanlıktayken,
Perdeler çekilircesine;
Ateş olmadan da,
Isınılabilir mi?

Sorgular geçmişindeyken,
Yarın olmuyorcasına;
Zihninde kaybettiklerin,
Acaba geri gelir mi?

Ve nefret etmişken,
Geçmişine erişenlerden;
Kimseyi öldürmeden,
Herkes gömülebilir mi?

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu

İtiraf Ediyorum

Can sıkıntısının hazin bir reaksiyonundan ötürü bu yazıyı yazmaya başladım. İnsanlar genelde nelerle uğraşır? Çalışmak ve okumak dışında, boş vakitlerinde, kendine ayırdığı zamanlarda aslında en çok ne yapmak isterler? Mevzunun asıl temeline indiğimizde ise, yaptıklarından ziyade neleri hayal edip, yapamazlar? Ben pek hayal kurabilen bir insan değilim, yaratıcı yönüm olduğu da söylenemez. Ancak iyi bir gözlemci olduğuma sizi bile inandırabilirim. Sokağa çıktığımda, popüler bir caddenin kaldırımlarını vasıfsız bir insan olarak kapladığımda, aslında benim gibi ne kadar da çok insan var onun farkına varıyorum. Farkına vardığım şey, karamsar insanların gün geçtikçe arttığı. Ancak onlardan tek bir farkımız var gibi gözüküyor. Ben, onlarla aynı durumda olmama rağmen, yine de farklıyım. Neden mi? Çünkü; onlar gözlemci değil. Kimisi kaldırıma bakarak yürüyor, kimi müzik dinliyor, kimi vitrinlere bakıyor, kimi bilet kuyruğunda, kimi otobüs durağında. Evet, birşeyler yapıyorlar elbette ama yetersiz. Bakıyorlar, görmüyorlar. Konuşuyorlar, duymuyorlar. Susuyorlar, anlamıyorlar. İşte benim farklı olduğum kısım da burası, onların yaptığı şeyleri yapıyorum ama onları fark edebiliyorum.

İnsanların o kadar çok derdi var ki, mutlu insanlar da var tabiki. 2010 yılının son günlerini doldururken, dertli sayısı, dertsize göre açık ara lider gibi gözüküyor. Yine de insanoğlu çok dayanıklı bir varlık. Hiç pes etmiyor, hep bi’şeylere yönelip, koşuşturabiliyor. Aslına bakarsanız bir amacı var tüm bunların, amaç var da o yola girildiğinde amaçsızlaşıyor. Anlamsızlaşıp, başlangıç noktası unutuluyor. Dışarıdan bakan bir insanın gözünde de, değersizmiş gibi gözüküyor. Oysa kişinin kendi dünyasında, çok önemli olan mevzular aslında. Neyse zaten can sıkıntısıysa yazılmış, iki paragraftan oluşan bir yazı. Diğer insanların beni işe yaramaz olarak görüşünden ve deliymişim gibi davrandıklarından ötürü, pek kayda değer bir yazı olmasa gerek. Neticede kimse okumayacak, kimse anlamayacak. En iyisi itiraf edip, bu konuyu burada kapamalı. İtiriraf ediyorum, hepinizi ama hepinizi, her birinizi yakinen takip ediyor ve gözlemliyorum. Hadi insanoğlu, biraz daha gayret. Olacak! Çok az kaldı ve çok yakında dileklerin yerini bulacak.. – FTB

Paranoya

Bir gecede tam bin ölüm,
Yedi tabut var yatağımda.
Kiminin göbeğinde bıçak,
Dirilip beni öldürsünler diye.

Bir gecede tam yüz durum,
Tilkiler yarış yapıyor aklımda.
Kimisinin elinde birer şişe şarap,
Ayıldığımda bana uzatsınlar diye.

Bir gecede tam bir çığlık,
Sanki gözlerim kamaşıyor karanlıkta.
Lambalar yanıyor tek tek,
Çığlık atıyorum sustursunlar diye.

Her günümde çoğunluk kayıp,
Kimsecikler yok kaldırımda.
Sadece ben ve yalnızlık;
Aramıza hiç kimse girmesin diye.

Yazarı: Fatih Boyacıoğlu

Aşkın Karanlık Metali

Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme,
Dokunmasın kimse bana,
Kimse ulaşamasin artık tenimin incinen yerlerine..
Uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan,
Zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum;
Biliyorum artık kimse yok kimsesizliğime…

Biliyorum aşka kimse yok,
Aşkın karanlık metali soğuyor yüreğimin derinliklerinde..
Aşklarım, arkadaşlarım, dostlarım,
Dağılıp gitti herkes;
İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde…

Yazarı: Murathan Mungan

Ben Kendimi Sorgularken, Gece ise Gündüzü Sorgular

Her zaman olduğu gibi, bu gece yine kendimi sorguluyorum. Bu kez sanırım sadece kendimi değil, geceyi de sorgulamış oluyorum. Aslında bir-çok kişinin daha önceden bir-kaç kez tatmış olduğu birşeydir, gündüzlerden nefret etmek. Kimisinde gelip geçici oluyor, kimisinde yani benim gibilerde kalıcı. Olay aslında çok basit, mutsuz olan insanların çoğu, birşeyler yapmak adına fazla hevesleri olmaz ve yeni doğan gün onları pek enterese etmez. İçlerinde hep “canım birşey istemiyor!” tribi vardır. Bunun tıptaki adı, depresyon başlangıcı.

Herneyse ben sorgulamaya geri döneyim. Gündüzleri sevmeyen bir insan, gecelere bayılır. Tam tersi de söz konusu olabilir, pozitif insanlar açısından ancak pozitif’lik nedir bilmediğim bir alan ve bu yüzden yorum yapmak istemiyorum. Ben kendi açımdan şunu düşünüyorum, gündüzleri sıradan insanlar gibi yaşayıp, (işe gitmek, çalışmak, okula gitmek vs.) geceleri ise hakikaten kendini geliştirebilmek. Sanıyorum ki aklım, sadece geceleri tam randımanlı çalışıyor. Bilmediğim, öğrenemediğim herşeyi geceleri daha iyi kavrıyorum. Hep içimde, kalıcı birşeyler nasıl yapabilirim düşüncesi beliriyor. Hele ki kafam çakır, müziğim dost ve gecenin karanlığı yanımda ise…

Örnek vermek gerekirse, gündüzleri hiç-bir şekilde yazı yazamam. Hiç-bir şiirim yoktur ki, öğle vakti düşünceli bir şekilde yazılmış. Gündüzleri pek enerjik olamıyorum, canım pek birşey istemiyor. Hem istese bile, sağlıklı düşünemediğimden yapmak istediğimi yapamıyorum. Neyse ki olayı çözdüm, benimki bir hastalık değil; tamamı ile alışkanlık haline gelmiş. Geceleri huzurlu, dikkatli ve gerçekten mutlu oluyorum. Tamam daima gece ile birlikte yaşanmaz ama en azından bunu denemek istiyorum. Gündüzlerim ve gecelerim yer değiştirmiş durumda, kendimi ikisini ayrı ayrı kontrol edebileğim bir duruma alıştırma çabasındayım. Eminim ki, bu da kısa bir zaman sonra oluşacak. Velasıl kelam, gündüzü de belki güzel şu dünyanın ama gecesi bir başka…