İstanbul Senden Cevap Bekliyorum

Tam olarak hatırlamıyorum ama geçen seneydi sanırım.  Ürkerek ama bir o kadar da hevesli bir şekilde yola çıkmıştım evden. Bir heyecanla binmiştik otobüse, en yakın arkadaşımla İstanbul’a gitmek üzere. Büyülüyor beni İstanbul, korkuyorum her gidişimde. Nedensizce bir ümit, bir huzur doğuyor o sokaklarda dolaşırken içime. Havası bile garip, daha bi’hüzünlü.

Bir an vardı ki, nasıl anlatayım. İstiklal caddesinin bitimine doğru yürürken, Can Atilla’nın “Yeni Hayat” parçası çalıyordu. Sanki inadına inadına, vuruyordu hüznü İstanbul. Tam o anda da görmemem gereken birşeyi görmüştüm. Aslında o görmemem gereken, ümidimin ve tüm heyecanımın kendisiydi. Süzülerek geçti yanımdan ve beni görmedi. O an çok mükemmeldi. Bir yandan İstiklal, bir yandan o eşsiz melodi ve bir yandan o. Hepsi aynı anda öyle bi’yüklendi ki ruhuma, “işte budur” dedim kendi kendime, “tam olarak istediğim ruh hali bu”. Hüzün ve sevinç o kadar hoş gelmişti ki bedenime, ruhuma.. Ömrüm boyunca orada, o anda kalmak istemiştim.

İşte bu yüzden, her boş vaktimde can atarım İstanbul’a gitmek için, bi’o kadar da çekinirim tekrar o manzarayla karşılarım diye. Bi’gün yine gidicem, peki tekrar aynı ortam, aynı hüzün bulur mu beni? İstanbul senden cevap bekliyorum…

Yıpratılmışlık

Yıprandım tabiki her insan gibi, her hayatta kalmak için çaba gösteren insan gibi. Düşününce nasıl yıprandığımı, aslında isteyerek değil, bilerek değil sadece yıprandığımı anladım. Farkımız buydu belki de, diğerleriyle. Ancak yıpranmadığımı, yıpratıldığımı anladım bu kadar geçen günden sonra.

Yıpratılmışlık, yıpranmaktan kötü bana göre. Her insanın bakış açısı farklıdır tabi ki, benim açımda bu; yıpranmadım aslında yıpratıldım.

Sonunu düşünmüyorum artık, sonu zaten gördüm. Daha da bir son yok ki zaten, yıpratıldım ve yaşarken öldüm.