Fazlası Zarar

Hangi asrın insanıyım ben? Neden ayak uyduramıyorum bu çatlak asfalta? Söylediklerinizden tek bir ibret çıkaramıyor, kendi düşüncemden başkasına saygı gösteremiyorum. Bahsettiğim mevzulara göre, çok mu bencilim dersiniz? Bencil olmamın sebebi hanginiz? Çözmeye çalışıyorum yıllardır bu bilmeceyi. Sanırım kafa yapısı itibari ile, sizden çok ileride, kendimden çok gerideyim. Hanginize veya hangimize ayak uyduracağımı şaşırmış haldeyim. Garip miyim dersiniz? Peki garip olma sebebim hanginiz? Aslında biliyorum, doğruluğunu kabul etmediğimden ötürü en iyi bildiğim şeyi yapıyorum sanırım, sizden biraz daha fazla düşünüyorum.

Herşeyi elde eden bir çocukluk, çoğu şeyden sıkılmış bir ergenlik ve herşeyi yitiren gençlik. Bugüne kadar olan hayatımın çeşitli evrelerinde, söylediklerim gerçekten yaşandı. Yaşayamadığım tek şey kendim gibi olmaktı. Olmayı çok arzuladım, fakat olamadım, oldurmadılar. Bana, ben olma şansını tanımadılar. Ben de kaçtım. Yaşadığım, yaşayabileceğim ve yaşatabileceğim her şeyden kaçtım. İnsanlar tanıdım, çok mutlu ettiler. İnsanlar tanıdım, çok acı çektirdiler. Dedim ki; bu iş insanlarla olmayacak, hayvanlara yöneldim. Hayvanlar iyi birer dinleyicidirler. Hiç çıt çıkarmadan sizi dinler, ve tek bir yorum bile yapmazlar. Yani ideal bir yoldaştırlar. Sonra bir de baktım ki, hayvanlar da bu dünyadan göç ediyorlar, yine düşünmeye başladım.

Sizin hiç çok alıştığınız bir hayvanınız oldu mu? Bu hayvan öldüğünde, insan kaybından daha büyük bir kayıp olabileceğini hiç düşündünüz mü? Malesef onlar da bu dünyadan göç ediyorlar. En iyisi cansız bir şeye güvenmek dedim, güvendim de. Baktım onla da olmuyor, bir de uyuşmayı denemek istedim. Rakıya öyle bir bağlandım ki, tek başına su içemez duruma gelmişim. Yarı ayık günler birbirini kovaladı. Anlatılan hiçbir şeyi anlayamıyor, hiçbir şeye dikkatimi veremiyordum. Dikkat vermeye değer olacağını pek sanmıyor, aslında ilgilenmiyordum. Tek düşündüğüm, bu kez kaçıncı dublede sarhoş olacağımdı.

İnanır mısınız(?) bilmem, günler böyle tekrar ettikçe, baktım ki alkole de bağışıklık kazanmışım. Artık ondan da yavaş yavaş soğuyordum. Yeni bir şeyler keşfetme yolunda arayışlara başladım. Bazı durumların artık farkındaydım. Ne yaparsak yapalım, insanoğluna hiçbir şey yetmiyor ve tatmin etmiyordu. Kendimden yola çıkarak, kafamda bir ‘insan’ teorisi yaratmıştım. Sonlarına doğru yaklaştığımda, insanın ne kadar tehlikeli olabileceğinin gayet bilincindeydim. Ancak bu tehlikenin büyüklüğü gözümü oldukça korkuttuğundan, insanlık adına ‘normal’ bir karaktere sahip olmam gerektiğini anladım. Hayatla iyi anlaşmanın mümkün olduğunu gördüğümde, kesin ve net bir biçimde şu bilgileri elde ettim:

Fazla düşünme, fazla güvenme, fazla bağlanma, fazla duyma, fazla görme, fazla sevme, fazla nefret etme ve çok fazla kendinle baş başa kalma…

– Fatih Boyacıoğlu