Unknown – Kimliksiz (2011)

Beklentilerimi tam olarak karşılayamasa da, Unknown filmi kendi çapında izlenmeye değer bir film. Liam Neeson ve Diane Kruger her zaman olduğu gibi güzel performans çıkartmışlar. Ancak, izlerken beklentilerimi tam olarak karşılayamadı ve gerçekten hayal kırıklığı yaşadım. Buna rağmen izleyenler güzel vakit geçirecektir kuşkusuz. Sonuçta baş rollerinde Liam Neeson gibi bir isim var ve yönetmenlik koltuğunda da Jaume Collet-Serra oturuyor. Bana kalırsa ön-yargıları bir kenarıya bırakıp, öyle izlenmeli. Sonuna yaklaştıkça ne olacağını kestirebiliyorsunuz ama yine de izlenir. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Dr. Martin Harris (Liam Neeson), biyoteknoloji konferansında sunum yapmak için eşiyle birlikte Berlin’e gelir. Kalacakları otele vardıklarında, çantasını hava alanında unuttuğunun farkına varır. Yoldan bir taksi çevirir ve hemen hava alanına gitmek üzere yola çıkar. Ancak talihsiz bir şekilde, kaza geçirir. Kaza sırasında başına aldığı darbe sonucu, hastaneye kaldırılır. Dört gün komada kalır ve uyandığında, apar topar eşinin yanına gider. Fakat eşi dahil, hiç-kimse Martin Harris’i tanımamaktadır. Başka biri Martin Harris adı altında, onun yerini almıştır. Olan bitene akıl sır erdiremeyen Martin, kim olduğunu ve neden herkesin onu tanımadığını araştırmaya başlar. Bir yandan da gerçek kimliğini ispat etmeye çalışır. Yanında sadece Gina (Diane Kruger) adında, kaçak bir göçmen vardır.

Baş rollerinde Liam Neeson, Diane Kruger, January Jones’un olduğu ve kadrosunda Aidan Quinn, Bruno Ganz ve Frank Langella gibi isimlerin yer aldığı Unknown filmi, izlenebilir nitelikte bir film olmuş. Unknown filminin IMDb puanı şu an için, 7.1 ve gayet iyi bir ortalama.

The Man From Nowhere – Ajeossi (2010)

Normal şartlar altında, genellikle ön-yargılı olduğum Kore yapımı filmlerin bazıları beklentimin üzerinde olabiliyor. Örneğin, The Man From Nowhere filmi, gerçekten beklentilerimin oldukça üstünde bir yapıt. Kore yapımı filmlerin çoğu fazlaca psikopat olmasına rağmen, The Man From Nowhere filmi, kan dozajını tam dengede tutarak, harika bir dram yaratmış. Çoğu kişi Léon filmine benzerliğiyle dikkat çektiğini söylüyor, ancak bana kalırsa aralarında ciddi farklar var. Seyir keyfi olanlara izlemelerini muhakkak tavsiye ediyorum. Kesinlikle pişman olmayacaklar. Kısaca filmi özetlemek gerekirse;

Tae-Sik Cha, kendi halinde yaşayan bir rehincidir. İnsanlarla arası, alışılagelmişin dışında, içe-kapanık ve oldukça soğuktur. Hatta bu yüzden lakabı, ‘Hayalet Rehinci’ye çıkmıştır. Tae-Sik Cha’a yakın olan ve onu seven tek kişi, komşusunun kızı So-Mi adında küçük kızdır. So-Mi, ondan korkmaz ve onunla vakit geçirmekten hoşlanır. So-Mi’nin annesi uyuşturucu bağımlı bir dansçıdır. Yine bir gece kulübündeki dansından sonra, mafyaya karşı başını belaya sokar. Kendisi ve küçük So-Mi’nin hayatı tehlikededir. Hiç birşeyden haberi olmayan Tae-Sik Cha, gece dükkanına geldiğinde mafyanın elemanı olan üç kişiyle karşı karşıya kalır. Artık o da işin içindedir.

“Yarın için yaşayanın, bugün için yaşayan karşısında hiç şansı olmaz. Ben, sadece bugün için yaşarım. Ve bu ne kadar korkunç birşey; size göstereceğim.”

The Man From Nowhere filmi başta da söylediğim gibi, beklentilerimi oldukça karşılayan bir film olmuş. Dram, gerilim, suç ve aksiyon tam dozajında harmanlanmış. İzlerken insanı oldukça tatmin ediyor. Film bana kalırsa mükemmel bir film, ancak biraz da, filmi film yapan başrol oyuncusu Bin Won‘ın eşsiz performansı olabileceğini düşünüyorum. İzlemekte yarar var ve şu an IMDb puanı 7.9, gerçekten ciddi bir rakam.

Kiss Kiss Bang Bang (2005)

Yönetmenlik koltuğunda Shane Black‘in oturduğu ve senaryosunu yine kendisi ve Brett Halliday‘in yazdığı Kiss Kiss Bang Bang filmi her dakikasıyla zevkli ve heyecanlı bir film olmuş. Robert Downey Jr. her zaman olduğu gibi yine iyi işler çıkarmış ve Val Kilmer‘a karşı garip bir ön-yargım olmasına rağmen, onun da bu filmde hakkını yememek gerek. Senaryosu benim çok hoşuma gitti ve genel olarak filmi beğendim. Komedi ve macera severler, eminim ki filmi izledikten sonra benimle aynı fikirde olacaklardır. Zaten film tutkunları, Kiss Kiss Bang Bang’i izlemiştir diye düşünüyorum. Lafı fazla uzatmadan, filmi özetlemek gerekirse;

Harry’in hayat boyu yaptığı en iyi iş hırsızlıktır. Gerçi tam olarak onu bile beceremez. Yine bir gece hırsızlık yapmaya çalışırken, polislerin ağına takılır ve kaçmaya başlar. Bir tesadüf sonucu, oyuncu seçmeleri yapılan binaya saklanır. Seçmelerin yapıldığı odaya girdiğinde ise istem-dışı olarak, oyunculuğu sınanır. Aslında Harry, rol yapmıyor, aksine olduğu gibi davranıyor olmasına rağmen, mükemmel bir oyunculuk performansı çıkarır ve hiçbir şeyden habersiz, oyunculuk kariyerine ilk adımı atmıştır. Buraya kadar zaten herşey tesadüf ve ilginçken, bunran sorası için daha da sıradışı olaylar süregelir. Harry Los Angeles’ta bir davete katılır, partide Harmony adında çekici bir bayanla tanışır. Zaman geçtikçe Harmony’nin aslında, kendisinin çocukluk aşkı olduğunu anımsar. Harry’e dedektiflik rolünde yardımcı olması için Eşcinsel Perry adındaki dedektif eşlik etmektedir. Ancak ikili esrarengiz bir olaya rastlar ve buradan sonra iş iyice çığırından çıkar.

Kiss Kiss Bang Bang, kesinlikle her yönden izlemeye değecek bir film. IMDB listesinde 10 üzerinden 7.8 puan alan bu filmde; Robert Downey Jr.’ın yanı sıra, Val Kilmer, Michelle Monaghan, Shannyn Sossamon ve Larry Miller gibi aktörler rol almakta. Söylediğim gibi, izlediğinize asla pişman olmayacaksınız.

You Don’t Know Jack (2010)

You Don't Know Jack (2010)Kişisel fikrimi dile getirmek gerekirse, dünyanın en iyi oyuncusu Al Pacino‘dur. Takip edenler bilirler ki, Al Pacino sanki oyuncu olmak için yaratılmış gibidir ve böyle bir oyuncunun baş rolünde oynadığı You Don’t Know Jack filmi gayet tabi bir şekilde mükemmel bir film olmuş. Adam Mazer’ın kaleminden mükemmel bir senaryo yazılmış ve yönetmenlik koltuğunda Barry Levinson güzel işler çıkarmış durumda. İzleyenler kesinlike pişman olmayacak. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Jack Kevorkian, insanlara yardım etmek adına çalışan bir doktordur. Ancak yardım etme tarzı alışılagelmiş biçimin çok dışındadır. Dr. Jack Kevorkian, acı çeken hastaların, acılarına son vermek için ilginç bir yöntem bulmuştur. Hastalarının istekleri doğrultusunda, acı çekmeden hayatlarının son bulmasını sağlar. Tüm bu işleri yaparken yanında, arkadaşı ve asistanı Neal Nicol’ın yanı sıra, kız kardeşi Margo Janus vardır. Jack, hastalarına seçim şansı sunar ve sorar; “Acı çekmeye devam mı?” yoksa “Acı çekmeye son mu?”. Jack Kevorkian’ın bu yöntemi gün geçmeden, çok popüler olmuştur ve artık hastaları Jack’ten randevu alıp, hayatlarına son vermesini ister hale gelirler. Tabi bu durum, bir takım mecralarca hukuk dışı bulunur ve Jack Kevorkian’ı cinayetle suçlamaya başlarlar. Dava sürecinde Jack’in avukatı olmak isteyen Geoffery Fieger elinden geleni yapmak ister ve dava başlar ve Jack Kevorkian’ın insanlara seçim hakkı sunulması hakkında savunduğu ve kanunlara adeta kafa tutarcasına dimdik durduğu yargılamalar sürecinde, acaba beraat edebilecek mi?

Söylediğim gibi You Don’t Know Jack’in başrolünü büyük üstad Al Pacino üstlenir ve hakkıyla yerine getirirken, kadrosunda yine John Goodman gibi kaliteli bir oyuncunun yanı sıra, Susan Sarandon, Danny Huston, Brenda Vaccaro ve Rutanya Alda’nın bulunduğu bu film, bana kalırsa süper ötesi ve izlenebilitesi çok yüksek bir film olmuş. Süresi 2 saat civarında olmasına rağmen, kesinlikle ama kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. You Don’t Know Jack filminin IMDB puanı şu an itibari ile 8.0 olmakla beraber, beğeni toplamış bir film.

Kabadayı (2007)

Türkiyede Şener Şen gibi bir oyuncu var, aslına bakarsanız çok gurur verici bir durum. O, Türk sinemasının en büyük isimlerinden, hatta ilk sıradaki isim bile diyebiliriz. Eşkıya, filminden sonra Kabadayı isimli projede gerçekten, ustalığını tekrar konuşturmuş. Kendisine saygımız sonsuz. Senaryosunu Eşkıya’nın senaristi ve yönetmeni olan Yavuz Turgul’un yazdığı ve yönetmenliğini Ömer Vargı’nın üstlendiği Kabadayı filmi, konusu ve kadrosu itibari ile harika bir film olmuş. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Ali Osman (Şener Şen), zamanın en büyük kabadayılarından biridir. Onun büyüklüğü, kendine has dürüstlüğü ve mütevaziliğidir. Racon, ondan sorulur ve her sözü racon niteliğindedir. Garibanlara yardım eden, haklıdan yana olan, tam anlamıyla bir eski kabadayıdır. Zaman içinde herşeye tövbe eder ve “kurşunla değil de, eceliyle ölmek isteyenlerden” olur. Ancak, bir oğlu olduğunu öğrene kadar. Murat (İsmail Hacıoğlu), babasından çok farklıdır. Onun kadar örf ve adete düşkün değildir. Tam anlamıyla, zamane gençlerinden biridir. Murat ve sevgilisi Karaca, bir barda çalışmaktadır. Karaca’ya tutkuyla bağlanan ve vazgeçemeyen, Devran (Kenan İmirzalıoğlu) ise; Ali Osman’dan ziyade, gözü kara ve bir o kadar da psikopat yeni nesil bir mafyadır. Devran’ın tek isteği, Karaca’dır ve onu almak için gözünü kırpmadan, canlar yakabilecek kadar rahatsız bir ruh hastasıdır. Ancak Ali Osman, oğlu Murat’ı ve Karaca’yı ne pahasına olursa olsun, koruyacaktır. Böylelikle, eski bir kabadayı ile yeni nesil bir mafya arasında çatışmalar olacak, eski mi? Yoksa yeni olan mı kazanacak?

Kabadayı filmini izlemeyen fazla insan yoktur tahmin ediyorum, ancak hala izlemeyenler var ise, kesinlikle izlemenizi öneririm. Şener Şen gibi bir ustanın olduğu film kesinlikle izlenmedir diye düşünüyorum. Filmin kadrosunda Şener Şen başta olmak üzere, Kenan İmirzalıoğlu, İsmail Hacıoğlu, Aslı Tandoğan, Rasim Öztekin ve Ruhi Sarı gibi isimler yer almakta. Kabadayı filmi, gayet izlenebilir ve idrak edilebilir bir film olmuş.

Repo Men (2010)

Repo Men (2010Yönetmenliğini Miguel Sapochnik’in yaptığı ve senaryosunu Garrett Lerner ve Eric Garcia’nın yazdığı Repo Men filmi, Bilim kurgu ve aksiyon dalında güzel işler ortaya çıkarmış durumda. Gayet izlenebilesi bir film olmuş ve aksiyon sahnelerinin izleyiciyi gerçekten tatmin edebilecek nitelikte olduğunu düşünüyorum. Sona yaklaştıkça daha da sürükleyici olan film, bazı yerlerde saçmalasa da sıradan bir film olmadığını ispat ediyor. Filmi kısaca özetlemek gerekirse;

Remy (Jude Law), eşi ve çocuğuyla mutlu bir hayat yaşamaktadır. Eşine göre en büyük sorun, işidir. Remy ve Jake (Forest Whitaker)’in, geçmişten süregelen sıkı bir dostlukları vardır. Aynı zamanda The Union isimli şirkette, birlikte çalışmaktadırlar. Şirket, yapay organ üretip, insanlara nakletmektedir. Bir banka gibi düşünün, bir ev almak için önce size kredi verir, daha sonra ödeyemediğiniz takdirde evinizi geri alır. İkilinin işi, vadesi geldiğinde ödenmeyen organları iade almaktır. Tabi ki The Union’da işler biraz alışılagelmişin dışındadır. Yinede onların felsefesi ne olursa olsun, “İş, iştir.” Ancak gün gelecek ve Remy’nin de bir organa ihtiyacı olacak, işte o zaman bu fikri değişebilecek mi?

Repo Men’in baş rollerinde Jude Law ve Forest Whitaker’ın yanı sıra, kadrosunda Alice Braga, Liev Schreiber, Carice van Houten ve Chandler Canterbury gibi isimler yer almakta. Benim hoşuma gitti ve sizlerinde izlemesini tavsiye ederim.