Feedburner RSS

Hey dostum, merhaba. Bu ziyaretçi defteri olayını senin için açtık. Site içerisinde boş-beleş dolaşacağına sende birşeyler karala. Ne olursa olsun, içinden ne geliyorsa onu yaz. İster bizi/bize şikayet et, ister eleştir, istersen sende bi’ şeyler paylaş! Ne yaparsan yap, artık boş boş sitede dolaşma. Alt taraftaki istenen bilgileri gir, mesaj kısmına yazmak istediğini yaz ve yolla. Emin ol bu bölümde yayınlanacaktır. Eğer çok hoşumuza giderse ana-sayfada da gösterilecektir. “Kafanıza göre takılma vakti.”

Ziyaretçi Defteri için 9 Yorum

Avatar

girl of the sea

20 Ağustos 2008 / 23:18

Gece gündüz demeden düşündüm durdum ben
Sevmeyi hiç bilmeden hayaller kurdum peşinden
Geç olsun güzel olsun dedim avundum yenilmeden
Sonunda sen çıktın karşıma vuruldum

Günler boyu ateşinle yandım hep tutuştum
Sende bana iyisin dedin beni ne çabuk uyuttun
Ama birgün kalktığımda anladım artık yoktun
Sonra gördüm başkasıyla ooof çabuk unuttum

Şimdi senin düşmanınım mutsuzluğun mutluluğum
Resmindeki gözleri oyup başucuma koydum
Bakıp bakıp tükürdüm sana seni unuttum
Anlamama yardım ettin aşk yoktur ve sarışınlar boktur(bence erkekler)

Sonrasında boyun eğdim yerlere yıkıldım
Yatağımda günler boyu ağladım sızladım
Eşyalara bakıp bakıp gelmeni umdum
Her defa kapı çalınca bir umut koştum
Günler dünler geçer bu günler yarını yoktur
Herşey biter düzelir derken hepsi yıkılır
Yeter artık yeter bunlar kalbim kırılır
Terkedilmek ağır geldi offf ağzım bozulur

Şimdi senin düşmanınım mutsuzluğun mutluluğum
Resmindeki gözleri oyup başucuma koydum
Bakıp bakıp tükürdüm sana seni unuttum
Anlamama yardım ettin aşk yoktur ve sarışınlar boktur
Zardanadam Sarışınlar Boktur

Bende duygularımı bu şekilde ifade edeyim dedim.Bizimki sarışında değildi ama olsun =)

Avatar

Adem

31 Ağustos 2008 / 12:39

Sonunda kafamiza gore bi’site bulabildik, ne hos. Blogunuz ve tasarim cidden cok hos olmus. Icerik’e diyecek birsey yok zaten. Yolunuz acik olsun.

Mutlu kalin.

Avatar

FTB

31 Ağustos 2008 / 14:09

Teşekkür ederim Adem, bunalim.net gerek alan adıyla, gerekse içerikleriyle benim de her zaman dikkatimi çekmiştir. Sizlerin yolu her zaman açık olmakla birlikte, hiç kesilmemesi dileğiyle tekrar teşekkür ediyorum.

Avatar

MERih

16 Nisan 2009 / 01:00

AŞKA VE TERKE DAİR
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz.

Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında…

En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.

Gözyaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak…

Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz;

“Ölmek var, dönmek yok”tur.

Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını…

Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya… Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz:

“Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa…”

Başkalarını örnek göstermeye, “Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız.

Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. “Eskiden böyle miydi ya..” diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından…

Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz.

O, sevgisizliğinize yorar bunu… İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.

“Ya sev böyle ya da terket” diye gürler…

Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden… Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size… Hoyrattır, bakmaz yüzünüze…

Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder.

Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden…

“İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için…” dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz.

İhanetten kırılmşıtır kaleminiz; severek, terk edersiniz…

“Madem öyle…”nin çağı başlar ondan sonra…

Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde “günah sizden gitmiştir”.

Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.

Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece…

Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre… Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni… Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini…

Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye…

Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla…

“Bana ne… kendi seçimi” diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre…

Ama sonra… ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden…

Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi…

Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye…

Dönüp “Seni hala seviyorum” diye bağırmak geçer içinizden…

Dönemezsiniz.

Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.

Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz…

Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu…

Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.

Sürünür gidersiniz…
CAN DÜNDAR

Avatar

MERih

17 Mayıs 2009 / 12:57

Gezinen Bir Gölgedir Hayat

Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiçbir anlamı.

William Shakespeare

Avatar

MERih

17 Mayıs 2009 / 23:41

AŞIK OLMADAN BİR DÜŞÜN…

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin…
Sokağa fırlayacaksın… Sokaklar da dar gelecek…
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi…
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek,
bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…
“Önemli olan sağlık.” “Yaşamak güzel.” “Boş ver, her şey unutulur.”
Sen hiçbirini duymayacaksın… Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek,
az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin…
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin… “Ölüme çare bulundu” ya da
“Yarin kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp
”Ne dedin?” diye sormayacaksın… Yalnız kalmak isteyeceksin…
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak… ikisi de yetmeyecek…
Geçmişi düşüneceksin… Neredeyse dakika dakika…
Ama kötüleri atlayarak… Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin…
Gittiğin yerlere gitmek… Bu sana hiç iyi gelmeyecek…
Ama bile bile yapacaksın…
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın…
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin…
Hayatinin geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin….
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…
Herkesi ona benzetip… Kimseyi onun yerine koyamayacaksın…
Hiçbir şey oyalamayacak seni… ilaçlara sığınacaksın…
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren…
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek…
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin…
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
Sabahı iple çekeceksin… Bazen de “Hiç güneş doğmasa” diyeceksin…
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin …
Nafile… Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin…
Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin…
Telefonun çalmasını bekleyeceksin… Aramayacağını bile bile…
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek…
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla…
Yüreğin burkulacak… Canin yanacak…
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin…
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden…
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın…
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin…
Yasadığın şehri terk etmek isteyeceksin…
Onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek…
Ama bir umut… Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu…
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak… Gel gitler içinde yaşayacaksın…
Buna yasamak denirse…

Razı misin bütün bunlara…?
Hazır misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye…?
O HALDE ASIK OLABILIRSIN…

CAN YÜCEL

Avatar

NurullahAslan

2 Haziran 2009 / 15:23

Tebrik ederim.. Çok güzel nezih bir sayfa.. Başarılar dilerim

Avatar

NurullahAslan

4 Ekim 2009 / 21:44

alert(”Tebrikler!”)

Avatar

dilber

10 Şubat 2010 / 14:36

yaa süpersin aslında şiirin dışına çıkmışsın içinden gelenleri anlatmışsın ve bu inan daha güzel bir şiir olmuş aslında kendimi düşündüm okurken aynı acıları şimdi ben çekiyorum aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri yaşıyorum…
tebrik ederim gerçekten çok güzel bir şiir olmuş…

Yorum Yaz